PRP ekstraselüler matriksin yeniden şekillenmesi ve yapılanmasına yardımcıdır.

  • Kolajen üretimini artırır.
  • Fibroblast proliferasyonu uyarır.
  • Anjiyogenezi uyarır.

PRP enflamasyonun modüle edilmesini sağlar:

  • Ekstrasellüler matriksin rejenerasyonu için hafif bir enflamasyonu başlatır,
  • Antienflamatuar özellikler gösterir.
  • Ablatif CO2 laser, mikro iğneleme, hyaluronik asit gibi uygulamaların yol açabileceği enflamasyona bağlı yan etkileri azaltır.

Derideki kolajen yapımından sorumlu fibroblastların RegenPRP’nin bulunduğu bir kültür ortamında çoğaldığı farklı çalışmalarla gösterilmiştir. (Berndt et al., 2019). Aynı şekilde adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin (MSC ) de farklı konsantrasyonlardaki RegenPRP varlığındaki kültür ortamında çoğaldığı gözlemlenmiştir. (Atashi et al., 2015)

PRP ile derinin gençleştirilmesi uygulamaları şunları hedefler:

  • Epidermal katmanda bir yara iyileşmesi reaksiyonu başlatarak fibroblast uyarımı ve dolaylı olarak kolajen artışı,
  • Radyofrekans, elektrooptik sinerji ve laser uygulamaları ile yapılan deri yıkımında onarıma destek olmak,
  • Deride esneklik, dolgunluk ve renk eşitliği sağlamak. PRP+ HA (Cellular Matrix® ) uygulaması ile derideki nem oranını artırmak,
  • Yüz kontürlerini düzeltme amaçlı otolog, fibroblast ve yağ transferi uygulamalarının etkinliğini artırmak.

Atrofik skar.

Atrofik skarlar derideki kolajen ve elastin eksikliği veya düzensizliğine bağlı olarak görülen çöküntülerle karakterizedir. Mevcut tedaviler (laser ile doku yenileme, kimyasal peeling, dermal dolgular, dermabrazyon, mikro iğneleme ve eksizyon yöntemleri) etkili oldukları kadar eritem artışı, ödem, hiperpigmentasyon ve skar görünümünün artışı gibi yan etkilere yol açabilirler.

PRP uygulaması, antimikrobiyal ve antienflamatuar özellikleri sayesinde akne starlarının ilerlemesini ve gelişimini önlemeye ve sınırlamaya yardımcıdır. Aynı zamanda CO2 laser ve mikro iğneleme gibi tedavi seçeneklerini desteklemek amacıyla da uygulanabilir.

Melazma, genetik yatkınlığı olan kişilerde bazı toplumlarda hamile kadınların %30’a varabilen orandaki çoğunluğunu etkileyen bir hiperpigmentasyon problemidir.

Melazmanın bir pigmentasyon sorunu olmaktan çok bir foto yaşlanma sorunu olabileceğine dair kanıtlar artmaktadır. (Passeron ve Picardo, 2018)

Mevcut tedavi seçenekleri arasında önleyici olarak UVA/UVB koruması olan güneş kremleri ve topikal beyazlatıcı ajanlar bulunmaktadır. Ancak bunlarla alınan sonuçlar her zaman tutarlı olmayabilmekte ve bu tür lekelerin sıklıkla geri dönüşümünün olduğu bilinmektedir.

Bu tür hiperpigmentasyonlarda PRP’nin en önemli yararı melazma ile bağlantılı sinyal mekanizmalarında büyüme faktörleri aracılığıyla sağladığı modülasyondur.

Vitiligo ise epidermal melanositlerin kaybı ve derideki beyaz lekelerin oluşumu ile karakterizedir. (Taieb et al., 2007)

Mevcut tedavi seçenekleri arasında UVB foto terapisi, immün yanıtı hedefleyen topikal veya oral kortikosteroidler ve immün düzenleyiciler, melanosit stimülasyonu sağlayan ajanlar ve antioksidan destekleri yer almaktadır.

Bu tedavi seçenekleri de oldukça etkili olmakla birlikte yüksek maliyetleri 2 yıla uzayabilen uzun ve sık tedavi süreçlerine sahip olabilirler. Ayrıca tedavilerin fayda risk oranları kesinlik taşımamaktadır.

Bununla birlikte PRP uygulaması seçeneği otolog ve güvenilir olması, hücresel düzeyde etkili olması gibi özellikler sergilemekte, ayrıca daha etkili klinik sonuçlar için diğer tedavi seçenekleriyle kombine edilebilmektedir.

Çapraz bağlı olmayan hyaluronik asidin dermatolojik uygulamaları, derideki elastisite, dolgunluk ve nem dengesi üzerindeki etkileri nedeniyle uzun yıllardır kullanılmaktadır.

  • PRP fibroblastların hyaluronik asit üretimini tetikler (Anitua et al., 2007). Bununla birlikte fibroblastlar ve diğer deri hücreleri üzerindeki olumlu etkileri sayesinde deri gençleştirmede kanıtlanmış klinik yararlara sahiptir.
  • In-vitro çalışmalar hyaluronik asit ile inkübe edilen PRP’nin 5 günden sonra artan bir büyüme faktörü salınımı sağlayabildiğini ortaya koymaktadır. (Iio et al., 2016)
  • Bu iki bileşenin iyileşme, enflamasyon ve analjezik etki amaçlı olarak bir arada uygulandığında sinerjistik bir etkiye sahip oldukları gösterilmiştir (Cervelli et al.,2010 ve Chen et al., 2014).

PRP birçok deri yenileyici ürün ve teknolojilerle kombine olarak uygulanabilir. Bunlar arasında deriye kontrollü bir hasar veren ve istenen düzeyde ve düzende bir doku iyileşmesin hedefleyen enerji bazlı teknolojiler de mevcuttur. Örneğin kontrollü bir radyofrekans teknolojisi belirli bir protokol dahilinde uygulandığında deri gençleştirmede sinerjik bir etki sağlamak mümkündür.

Saç Dökülmesi tanı gerektiren bir semptomdur, yaşam kalitesini düşürebilir, hatta depresyona yol açabilir. Genetik faktörler, yaşlanma, ilaç kullanımı, stres ve eşlik eden hastalıklar neden olarak gösterilebilir.

Erken tedavi önemlidir. Sadece sağlıklı foliküller tedaviye yanıt verir.

Saç büyümesi ve sağlığında en önemli etkenlerden birisi büyüme faktörleridir.

Saç büyüme faktörleri tablosu.

Saç büyümesi ve saçın gelişim döngüsü, çeşitli sinyal yolakları tarafından kontrol edilir ve saç folikülünün çeşitli bileşenleri ile dış faktörler arasındaki iletişimi içerir.

Hormonlardaki değişiklikler, hastalık veya ilaç kullanımı nedeniyle bu sinyal yollarında meydana gelen herhangi bir bozulma saç dökülmesine yol açabilir.

PRP saç büyüme döngüsünü etkilediği bilinen birçok büyüme faktörünü içerir ve anagen fazın başlatılmasını / uzatılmasını uyardığı ve vaskülerizasyonu desteklediği düşünülmektedir.

Saç dökülmesi kadınlara göre erkeklerde (%70’e- %40) dihidrotestosteron (DHT) artışına bağlı olarak daha sık görülen bir problemdir. 50 yaş üzeri erkeklerin yarısında ve kadınların ¼’ünde belirli bir hat boyunca saç dökülmesi görülür.

Androgenetik alopeside (AGA) mevcut tedavilerin başarısı %50 civarındadır.

Dökülmenin ilerlemesini durdurmayı ve saç incelmesini önlemeyi hedefleyen 2 etken madde mevcuttur:

  • Dilaltı yöntemle veya topikal olarak kullanılan ve mikro sirkülasyonu artıran bir vazodilatör olarak minoksidil ve
  • Serumdaki DHT düzeylerini düşüren finasterid.

Bunların dışında çeşitli biçimlerde uygulanabilen düşük yoğunluklu, ışık tedavileri (laserler) de mevcuttur.

Ayrıca sağlıklı saç tellerinin istenen alana transplantı (saç ekimi) de maliyetli ve komplikasyon / yan etki riski olan bir prosedür olmasına karşın sıklıkla uygulanan bir seçenektir.

Alopesi areata immün sistemin saç foliküllerine yönelik bir saldırısı olarak değerlendirilir, saçlı deri dışında da görülebilir. Yaştan çok genetik faktörlere bağlı olduğu (%20) ve genellikle geri dönüşümlü olduğu bilinmektedir. Tam etkili bir tedavi mevcut olmamakla birlikte saç büyümesini canlandırmayı ve enflamasyonu azaltmayı hedefleyen seçenekler kullanılmaktadır (JAK inhibitörleri, topikal immünoterapi ajanları, minoksidil, kortikosteroid kremler).

Endokrin kaynaklı ve kemoterapiye bağlı alopeside östrojen reseptörlerini hedefleyen ajanlar nedeniyle saç büyümesi durmakta ve hastaların yaklaşık %65’ini etkilemektedir. Genellikle geçicidir, ancak kalıcı da olabilmektedir. Tedavi seçenekleri AGA için uygulanan tedaviye benzerdir (%5 lik minoksidil, oral spironolakton ve vazokonstriksiyonu tetikleme amaçlı olarak saçlı derinin profilaktik olarak soğutulması).

  • PRP tarafından salgılanan büyüme faktörleri saç foliküllerinin rejenerasyonu açısından yararlı etkilere sahiptir.
  • Saç folikülünde melanosit ve keratinosit proliferasyonunun başlatılması için gerekli olan wnt sinyal yolağının aktivasyonunu sağlar.
  • PDGF büyüme faktörü sayesinde normal telogen faz-anagen faz geçişinin yeniden düzenlenmesi ve sürdürülmesi anagen fazı artırabilir.
  • VEGF büyüme faktörü neovaskülerizasyonu başlatır ve saç folikülüne kan akışını düzenler.
  • PRP uygulaması, düşük risk ve yan etki profiline sahiptir.
  • Alopesinin etyolojisi karmaşıktır ve farklı tip ve düzeylerine göre uygulama protokollerinin standardize edilmesi gerekir.
  • İnklüzyon kriterlerine uygun olarak yapılmış ve PRP’nin saç dökülmesinin durdurulması/saç yoğunluğunun artırılması üzerindeki etkilerini araştıran 23 klinik çalışmanın meta analizinde bu çalışmaların 4’ünün (%17) RegenPRP ile yapıldığı görülmektedir.
  • Bu çalışmalardaki protokoller yalnızca enjeksiyon sıklığı değil, aynı zamanda enjeksiyon derinliği ve uygulanan PRP’nin aktive edilip edilmemesi yönünden farklılaşmış durumdadır.
  • Bununla birlikte PRP’nin Androgenetik alopesi de saç büyümesini arttırdığına yönelik kanıtlar giderek artmaktadır.

Saç dökülmesinde PRP uygulaması monoterapi olarak düzenlenebileceği gibi (Shapiro et al., 2020, Kadry et al., 2018b, Rosano et al., 2017) diğer tedavi seçenekleriyle birlikte; örneğin minoksidil ile (Ho et al., 2020) ve saç ekimi prosedürlerinde de (Garg and Garg 2019) uygulanmıştır.

A-PRP’nin en yaygın biçimde kullanıldığı alanlardan biri Saç ile ilgili uygulamalardır.  A-PRP Androgenetik Alopesi (AGA) tedavisinde ümit verici sonuçlar üretmektedir. Aşağıda A-PRP’nin bu endikasyonlarda kullanımına yönelik öneriler yer almaktadır.

Her uygulamada 1 veya 2 tüp standardize A-PRP kullanılabilir.  

Uygulamanın 1 saat öncesinde uygulama alanına topikal anestezik krem uygulanır. Daha sonra da bu alana yoğunlaştırılmamış ve aktive edilmemiş (Aktivatör olduğu varsayılan herhangi bir madde eklenmemiş) düşük lökositli standardize A-PRP, 27-32 G iğne ile napaj veya mikropapül oluşturma yöntemiyle uygulanır. Eğer mezoterapi tabancası kullanılacaksa (örneğin U 225) 1,5 ila 4 mm derinlik hedeflenmelidir.

Her uygulamada 1 veya 2 tüp A-PRP kullanılabilir.  

Greft alımından 3-4 hafta önce donör ve ekim alanlarına A-PRP ile saç mezoterapisi yapılmalıdır.

Greftleme sırasında alınan greftler hedef bölgeye ekilene kadar beslenmeleri amacıyla A-PRP içinde bekletilmelidir.

Greftleme işleminden hemen sonra donör ve ekim alanlarına A-PRP topikal olarak  uygulanır.

Greftleme işleminden 3-4 hafta sonra donör ve ekim alanlarına A-PRP mezoterapi yöntemiyle uygulanır.

Uygulama 3-4 haftalık aralarla toplam 3 uygulama şeklinde yapılmalıdır. İdame uygulaması ise her 6 ayda bir yapılacaktır.

PRP saç ekimi (transplantasyonu) prosedüründe de klinik çalışmalarla kanıtlanmış bir etkinliğe sahiptir. Saç ekimi öncesinde saçlı deriye PRP uygulaması yapan Uebel 1 tedavi alanındaki greft yoğunluğunun, tedavi edilmemiş alana göre %15,7 oranında daha yüksek olduğunu hesaplamıştır.

Garg2 ise operasyon sırasında PRP uygulamanın;

  • Yeni greftlerin sayı ve nitelikleri üzerinde olumlu etki yarattığını,
  • Daha yüksek bir greft yoğunluğuna daha kısa sürede ulaşıldığını,
  • Aktif olmayan saç foliküllerinin uyarıldığını,
  • Greft alanlarının daha erken iyileştiğini gözlemlemiştir.

Klinik kanıtlar tam olarak düzenlenmemiş olmasına rağmen Garg3 ringer laktat solüsyonunda bekletilen saç greftlerinin saç ekimi sonrasında 3 ayda %13,75 büyürken PRP solüsyonda bekletilenlerin aynı süre sonunda %71,50’sinin büyümekte olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde ekim sonrası 6. ayda ringer laktat solüsyonda bekletilmiş greftlerden büyüyen saç kalınlığının 40,60 mikrometre iken PRP de bekletilenlerin 62,33 mikro metreye ulaştığı gözlemlenmiştir.

Saç dökülmesi tedavisinde saçlı deriye yapılan yağ transferinin olumlu sonuçlar verdiği bildirilmektedir. Pürifiye edilen az miktardaki yağda bulunan kök hücrelerin saç yoğunluğundaki artışı olan katkısı PRP ile kombine edildiği zaman maksimum düzeye ulaşmaktadır. Tek başına PRP, tek başına yağ, salin solüsyon ve yağ+PRP kombinasyonunun karşılaştırıldığı 50 hastalık bir çalışmada, başlangıçtaki saç yoğunluğunun (santimetrekaredeki saç sayısı ve terminal fazdaki saç sayısı) 24 hafta sonraki değerleri, yağ+PRP grubunda en yüksek artışı (%40 civarında) vermektedir (Epstein ve Kuga 2020)

Saçlı deriye yapılan mikro iğneleme uygulaması PRP ile kombine edildiğinde tek başına yapılan mikro iğnelemeye göre terminal dönemdeki ortalama saç sayısı ve toplam saç yoğunluğu itibariyle daha olumlu sonuçlar vermektedir4. Toplam 3 uygulamanın birer ay sonrası ve 3 uygulamadan 6 ay sonrası saçlı deride PRP ve mikro iğnelemenin ortalama saç sayısında %11’den fazla artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.

  • PRP androgenetik alopesi tedavisinde etkin ve güvenilirdir.
  • Medikal ve cerrahi tedavi seçenekleri arasında bir köprü niteliğindedir.
  • Saç ekiminde eşlik eden bir tedavi seçeneği olarak önemli bir etkinliğe sahiptir.
  • Ancak tüm bunlarla birlikte standardize ürünlerle standardize edilmiş ölçme kriterlerinin yer aldığı daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu konuda yapılmış birçok çalışma mevcuttur. En belirgin örnekler;

  • Schiavone ve arkadaşlarının 2014 yılında Dermatologic Surgery dergisinde yayınlanan, 64 hastanın yer aldığı ve PRP’nin hem kadınlarda hem de erkeklerdeki Androjenik Alopesi üzerinde etkili olduğunu gösteren çalışması,
  • Alves ve arkadaşlarının 2016 yılında aynı dergide yayınlanan ve 25 hastanın yer aldığı, PRP’nin hem büyüme dönemindeki (Anagen faz) saç oranını hem de saç yoğunluğunu artırdığını gösteren çalışması,
  • Gkini ve arkadaşlarının 2014 yılında Journal of Aesthetic Cutaneous Surgery dergisinde yayınlanan, 25 hastanın yer aldığı ve 1 yıla yayılan 6 uygulamada hastaların saç dökülmesinin ilk uygulamadan sonraki 3 ay içinde normal düzeye döndüğünü gösteren çalışması,
  • Tawfik ve arkadaşlarının 2018 yılında Journal of Cosmetic Dermatology dergisinde yayınlanan, 20-45 yaşları arasında saç dökülmesi sorunu olan 30 kadının yer aldığı, 1’er hafta arayla 4 tedavi sonunda saç yoğunluğu ve saç kalınlığında anlamlı bir artışın gözlemlendiği çalışma olarak sayılabilir.
  1. Uebel C.O.,da Silva J.B., Cantarelli D., et al. The role of platelet rich plasma growth factors in male pattern baldness surgery. Plats Reconstr. Surg 2006, 118:1458-146.
  2. Garg Suruchi.,Outcome of Intra-operative Injected Platelet-rich Plasma Therapy During Follicular Unit Extraction Hair Transplant: A Prospective Randomised Study in Forty Patients, J Cutan. Aesthet. Surg.Jul-Sep 2016;9(3):157-164.
  3. Garg K., Use of Autologous Plasma as a Hair Follicle Holding Solution with Clinical and Histological Study. IJIRMS) Volume 02 Issue 04 April 2017
  4. Effectiveness of Autologus PRP combinations with Microneedling vs. Microneedling alone for the treatment of AGA: A RCT split sculp study, Ratchathorn Panchaprateep MD, Bangkok 2020

Regen ATS, otolog trombin-fibrin jel elde etmek için tasarlanmış bir tüptür ve trombosit büyüme faktörlerinin degranülasyonunun 3 boyutlu bir matrisi ve aktivatörü olarak işlev görür.

8 ml tam kandan 5 ml otolog trombin-fibrin serumu elde edilebilir.

Bu yöntem, otolog plazma ve trombosit degranülasyonu ve fibrin polimerizasyonunun ek bir fizyolojik aktivatörünün dokulara enjekte edilmesini içerir.

Otolog trombin aktivatör olarak kullanılır; çözünür fibrinojenin yoğun bir jel-fibrin maddeye dönüşmesine neden olur ve trombositler tarafından büyüme faktörlerinin uzun süreli salınımını sağlar.

Otolog trombin, kan plazmasından santrifüjleme yoluyla elde edilen otolog trombin-fibrin jelinden gelir. Sadece preparatın biyolojik etkisinin tam olarak ortaya çıkmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda PRP’yi ısıtmadan sıvı halden otolog jele dönüştürür. Bu jel hem deri gençleştirme prosedürlerinde hem de yara iyileşmesinde kullanılabilir.

Klinik etkisi deride daha iyi bir sıkılaşma, dolgunluk ve gerginlik artışı, elastikiyet, atrofik izlerin kısmi gerilemesi ve daha pürüzsüz cilt rengidir.

Genel olarak;

  • Gözyaşı oluğunda,
  • Perioral alanda,
  • Laser veya enerji bazlı cihaz uygulamalarından sonra,
  • Yaşlanan, kırılgan ve enflamasyonlu deri bölgelerinde,
  • Skar dokusunun iyileştirilmesinde,
  • Yumuşak doku kalitesinin artırılmasında tercih edilebilir
  • Yalnızca PRP ile elde edilenden daha güçlü bir rejeneratif sinyal,
  • Daha iyi bir hücrelerarası iletişim,
  • Artan bir kolajen ve elastin stimülasyonu,
  • Daha kalıcı ve belirgin sonuçlar sağlar. 
  • Kontrollü bir intradermal uygulama için 1 veya 2 RegenACP ve 1 RegenATS tüpü kullanılır.
  • 1 ml’lik enjektörlere önce 0,9 ml RegenACP, sonra da 0,1 ml RegenATS enjeksiyondan hemen önce tek tek alınarak hazırlanır, 27 G kanül yardımıyla, yelpaze tekniğiyle uygulanır.

İntradermal uygulama deri bütünlüğünü bozmadan deri kalitesini artırır, kontür şekillendirme amaçlı olarak periost yüzeyine yapısal bir destek sağlayacak biçimde bolus olarak uygulanabilir. 

PRP (Platelet Rich Plasma) uygulaması gözaltı morluklarının giderilmesinde oldukça etkilidir.  Morlukların nedeni ne olursa olsun (pigment birikimi, kolajen kaybı veya damar yapısındaki bozulmadan kaynaklanan dolaşım problemi) PRP nedene yönelik bir etki mekanizmasına sahiptir Aynı anda hem PRP hem de hyaluronik asit uygulamasının yapılabildiği Cellular Matrix gibi yenilikçi ürünlerle çok daha iyi sonuçlar elde edilmektedir.

Hayvansal veya biyofermentasyon kökenli hyaluronik asit deri rejuvenasyonunda farklı konsantrasyonlarda, çapraz bağ içeren veya içermeyen formlarda uzun zamandır kullanılan bir biyolojik ajandır. PRP ise sağlamış olduğu otolog büyüme faktörleri ile hem deride doğal kolajen artışını ve ekstraselüler matriks oluşumunu artıran, deri metabolizmasını destekleyen, hem de bozulmuş olan damar yapısını güçlendiren özellikleriyle rejuvenasyonda temel hedef olan doğal doku yenileyici etkisiyle son yıllarda oldukça öne çıkan bir rejuvenasyonu seçeneğidir. Hyaluronik asidin fizyolojik hyaluronik aside en yakın yapıya sahip olacak şekilde (1550 kD molekül ağırlığında) biyofermentasyon yoluyla elde edildiği ve lökositi düşürülmüş standardize bir PRP (A-PRP) ile kombine edildiği bir ürünün deri rejuvenasyonundaki etkisi doğal olarak çok daha farklı olacaktır. Böyle bir bileşimin uygulanması konusunda pratik akla şu soruları getirebilir:

  • Kan alımında dikkat edilmesi gereken bir husus var mıdır?
  • Kan aldığımız tüp santrifüj öncesi neden birkaç kez baş aşağı çevrilir?
  • Santrifüj işlemi hangi parametrelere yapılır? Kaç devir? Kaç dakika?
  • PRP ve HA karışımı nasıl homojen hale getirilir?
  • Uygulamada neden düşük hacimli (1 ml) enjektör kullanmak neden yararlıdır?
  • Optimal damlacık / papül büyüklüğü ne olmalıdır?
  • Gözaltı morluklarında kullanılabilir mi?
  • Bu bileşimi mikro iğneleme yöntemleri /dermal kalem ile de uygulamak mümkün müdür?

Bu soruların yanıtını aşağıdaki videoda bulabilirsiniz.

Düşük lökositli standardize PRP’nin (A-PRP) deri rejuvenasyonunda ölçülebilir yararlar sağladığına yeni kolajen oluşumunu artırdığına yönelik klinik bulgular mevcuttur. Bu bulguyu destekleyen klinik çalışmalardan biri de ülkemizde yapılmıştır (Abuaf OK, Yildiz H, Baloglu H, Bilgili ME, Simsek HA, Dogan B. Histologic Evidence of New Collagen Formulation Using Platelet Rich Plasma in Skin Rejuvenation: A Prospective Controlled Clinical Study. Ann Dermatol 2016;28:718-24.)

1 yıl izlem süreli bu çalışmaya deri yaşlanması yakınması olan 20 hasta alınmıştır. Hastaların sağ infraoriküler (Kulak arkası) ve tüm yüz bölgelerine düşük lökositli standardize PRP (A-PRP, Regenkit), sol infraküler bölgelerine de salin solüsyon (kontrol) enjekte edilmiştir. Enjeksiyonlardan 28 gün sonra hem A-PRP hem de salin solüsyon enjekte edilen bölgelerden biyopsi alınmıştır.

Uygulama: Uygulamalarda anestetik krem kullanılmıştır. Yüz bölgesinde papiler dermise (yaklaşık 1,5-2 mm derinliğe) 1’er cm aralıklı noktalar oluşturacak şekilde ve her bir noktaya 0,15 ml verilecek biçimde toplam 2 ml A-PRP  30 G iğne ile mezoterapi tekniği ile “point by point” enjekte edilmiştir.

Sonuçlar: Biyopsi örneklerinin histopatolojik incelemesi elastik liflerin sayı ve kalınlıkları ile kolajen içeriğinin hem salin hem de A-PRP alanlarında arttığı ortaya çıkmıştır. A-PRP uygulanan alanlardaki artış (%89,05) salin uygulanan alana göre (%46,01) anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. Oluşan yan etkiler hafif morarma, yanma hissi, hafif ve ciddi eritem olarak sıralanmıştır.  Bu bulgulara dayanarak, A-PRP uygulamasının yüz derisi rejuvenasyonunda etkili ve güvenilir bir seçenek olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.